HAYDİ ÇOCUKLAR DOGAYA

Çocuklar zamanlarının çoğunu kapalı mekânlarda, elektronik aletlerle geçirmesinin birçok fiziksel ve psikolojik rahatsızlığı (örneğin obezite, hiperaktivite, kaygı bozuklukları, depresyon, uyum sorunları, şiddet eğilimleri) tetikleyen ya da ağırlaştıran bir etken olduğu artık biliniyor. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar şu gerçeği açıkça ortaya koyuyor: Doğasızlaşmanın çocuklara bedeli çok ağır. Amerikalı araştırmacı yazar Richard Louv (2008) bu olguyu “Doğa Yoksunluğu Sendromu” (Nature Deficit Disorder) olarak tanımlıyor. Louv, anksiyete, dikkat bozukluğu ve obeziteyi bu yoksunluğa bağlayarak çözümün, çocuk eğitimini doğaya yakın tutmaktan başladığını savunur.

 

         Özellikle son yıllarda çocukların doğaya çok daha az çıkmaları, sürekli kapalı yerlerde kalmaları, enerjilerini boşaltamamaları, okulda beden dersi saatlerinin azalması, bilgisayar başında geçirilen zamanın artması, teneffüs saatlerinin azaltılması dikkat eksikliğinin artışındaki nedenlerden olabileceği ileri sürülmektedir.  “Doğa Yoksunluğu Sendromu” (Nature Deficit Disorder) sadece dikkat eksikliği değil, aynı zamanda depresyon ve anksiyetenin de sebebi olacağı ileri sürülmektedir. Ayrıca, obezite Türkiye’de de özellikle şehir çocuklarında önemli bir sağlık sorunu konumundadır.


         Çocuklar artık böcekleri, çiftlik hayvanlarını, bitkileri, kurbağaları, dereleri, sadece kitaplarda ya da televizyonda görüyor, yediklerinin nereden geldiği hakkında bile bir şey bilmiyorlar. Ne yazık ki eğitim sistemi kapalı mekânlarda, soyut kavramların öğretilmesine dayalı. Yeni kuşaklar için doğa giderek uzak ve soyut bir kavrama dönüşüyor.